Torbalı Ege Gazetesi

Sıradan bir kelime değildir ‘barış’ !

Sıradan bir kelime değildir ‘barış’ !
228 okundu
23 Nisan 2019 - 8:45

Acı çekmiş Kör Şeyho’ların bedduası var bu memlekette… Evet, Kör Şeyho? Kim bu Kör Şeyho; Bundan tam otuz sekiz yıl önce yaşanmış bir olaydı Kör Şeyho. 1980 Askeri darbesinde Diyarbakır Askeri Cezaevinin 20. koğuşunda hiç Türkçe bilmeyen, sağ gözü görmeyen Mardinli kör Şehmuz varmış. Koğuşta ona ‘Şeyho’ derlermiş. Köyünün geniş bozkırlarından alınıp, bir akrabasını evinde konuk ettiği için, yardım ve yataklık isnadıyla o dar koğuşa kapatıldığı ilk günler soluk, kahverengi şalvarıyla yeni yakalanmış bir saka kuşu gibi dur duraksız volta atıyormuş. O otuz yaşlarında saf ve mağrur bir toprak insanıymış. Dışarıda altı çocuğu vardı, Türkçe bilmiyor, fakat ezbere bildiği çok sayıda Kürtçe ve Arapça türküyü koğuşta söyleyip duruyormuş. 1981 yılı sonbaharı Diyarbakır cezaevinde 12 Eylül yaptırımları başlamış, işkenceyle marş ezberletme, havalandırmada acemi er eğitimi, dayaklar, küfürler kanına dokunuyordu onun da. Bu uygulamalara bir kaç ay direnmiş, hücrelere konuk edilmiş fakat yaşamla ölüm arasında kesin bir tercih yapmak zorunda kalınca çoğunları gibi o da biat etmişti. Etmeyenler ya öldürülmüş, kimileri de kendilerini diri diri yakmışlardır. Türkçe bilmediği için her gün üç dört kez koridorlara çıkarıp döve döve mahvettiler Şeyhoyu. İlle de on kıtasıyla İstiklal Marşı’nı ezberleyip okumasını istiyorlardı. Orada Türkçe bilmek, İstiklal Marşı okumaya bir gerekçe değildi. Koğuşa gelen Komando erler, “Nerede leyn o dil bilmeyen Mardinli ?” diye çağırarak her seferinde acımasızca dövüyorlardı. Oysa o hem Kürtçe hem Arapça biliyor, fakat orada ki bağnazlığa göre ‘dil bilmeyen’ oluyordu. Koğuşa her gün kan revan içinde dönünce askeri savcılığa tahliye dilekçesi yazdırmak için arkadaşına adeta yalvardı. Bilmediği bir dilde on kıta istiklal marşı ezberlemek yerine tahliye düşleri kurmayı yeğliyordu. Yaklaşık bir ay her gün koridorda bir kaç yerini morartarak, dişlerini kırarak, kaşını gözünü patlatarak, bazen çırıl çıplak soyarak onu perişan ettiler de “Korkma sönmez bu şafaklarda” dışında tek kelime ezberletemediler. Anasından emdiği sütü burnundan getirdiler. Bu sürede beş on kelime Türkçe kelime öğrenmiş. Şeyho komando erleri her görüşünde aynı kelimeleri tekrarlıyordu. “Hükmat geliyor beni vurecekler” Nitekim vuruyorlardı da. Komando erlere “Hükmat” diyordu. Bir er görse “yek (bir) hükmat” üç er görse “se (üç) hükmat beni vurecekler” diyor, yiğitliğe… sürmüyor, hafif bir tebessümle dayak yemeye gidiyor fakat her seferinde çatılmış kaşları ve darmadağın gözüyle koğuşa dönüyordu. Dayak faslından dönüşlerinde sular genellikle kesik oluyordu. Kanlı yüzünü yıkayamıyordu. Yüzündeki kan lekeleri kuruyup koyu kahverengi bir renge bürünüyor, bir köşede büzüşüp tek gözünden sessizce yaşlar akıtıyordu. O dayak yemeye her gidişinde koğuş arkadaşları çaresizlik içinde ızdırap çekiyorlar çaresizliği yaşıyorlarmış. Sonra “köylü bu” diyerek ona İstiklal Marşı ezberletmekten caydılar da öyle kurtuldu. O, tertemiz bir toprak insanıydı. Tek suçu kendi türkülerini kendi dilinden söylemekti. Kim bilir ona yıllarca önce yaşatılanları o, şimdi nasıl hatırlıyordur fakat ona ve Şeyholara yaşatılanlar  insanlık vicdanına oturduğu kesindir. Şimdi bu Şeyholar yeni bir anayasayı yeni bir barışı hak etmiyorlar mı? Yeni bir Anayasa sıfır kilometre bir Anayasa için kim karşı duruyor? Bu topraklarda bu kıtada daha ne kadar acı çekeceğiz. Bakınız Ortadoğu’ya. Kan revan içinde. Bazen utanıyorum insanlığımdan. Anlatamıyorum çünkü sesim yetmiyor. Bakınız bir parti genel başkanına yapılanları gördük. İçimiz sızladı. Girmiş olduğu evi yakın diye bağıranlar oldu. Koskoca adama yumruk atıp linç etmeye kalkıştılar. Aslında bu saldırı ülkemizin birlik beraberliğine yapılmıştır.  Bu sahneyi 93’de Sivas olaylarında yaşadık. Kafa aynı kafa. Yobazlıktan başka bir şey değil. Bağırıyorum, çağırıyorum ama olmuyor. Emperyalist çıkarlar her yeri böl parçala yönet sistemini içimize göstere göstere yerleştirirken bizler ise günü kurtarmanın peşindeyiz. Çünkü biz hiç ülke konularında birlik olmayı başaramadık. Öyle değil mi? Olur siyasi konularda ittifak kurabilirsin bu bir bayrak yarışı kim önde tamamlarsa mazbata onun. Amma velakin ülke konularında bir olmak birlik olmak zorundayız. Biz güçlü bir ülkeyiz. Hatta ve hatta Ortadoğu’ya iç savaştan, garabetten, bölünmeden uzak olunacağını anlatabiliriz. Bunu en büyük örneği Libya, Suriye, Irak, Filistin. Birisi, birileri buraya önderlik yapmalı. Halkı bu sinsi planlara karşı aydınlatmalıdır. Eğer bu halk biz kendi yağımızda kavrulacağız demediği sürece başkasının kazanında rezil rüsva olmaya mahkumdur.

Kim önderlik yapmalı, kim yön göstermeli. Kimde var bu kapasite, güç ve ilim. Tabi ki Türkiye’de. Peki bu konuma gelmesi için Türkiye kendi Anayasasını tam anlamıyla yapmış mı? Kendi içinde birlik olmuş mu? Halkların kardeşliğini, düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla sağlamış mı? Gazeteciler tam anlamıyla görevini yapabiliyor mu? Türk-Kürt, Alevi-Sünni bu ülkede eşit şartlarda yaşıyor mu? Yargı bağımsızlığı halkın çoğunluğunda bağımsızdır denilebiliyor mu? Yasalar herkese eşit mi? Vergi dağılımı ve alımı herkese eşit mi? Emeklinin yaşam şartları ne durumda? Eğitim paralı mı, parasız mı? Sağlıktan herkes rahatça faydalanabiliyor mu? Gençlerin hali ne durumda? Alkol, esrar, hap, kötü alışkanlıklar yerine onları spora, eğitime teşvik edecek devlet programları var mı? İşçi hakları ne durumda? İşsizlik sorunu nasıl çözülür? Bütün bunları ben biliyorum ya siz? Yetkiyi elinde bulunduranlar tüm söylediklerim olumlu veya olumsuzsa vebal sahibidir. Kör Şeyholara yapılanlar bu vebalin en açık örneğidir. Saygılarımla…

#
KÖŞE YAZARLARI
#

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

  • Çok iyi --> 10
  • İyi --> 8
  • Daha iyi olabilir --> 5
Gönder
Sonuçlar
#
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-
#

Torbalı EGE Bir ÖZÇELİK GRUP Kuruluşudur. Powered BY SMedia Dijital Ajans