Torbalı Ege Gazetesi

İSLAM, SEVGİ MEDENİYETİDİR

İSLAM, SEVGİ MEDENİYETİDİR
577 okundu
14 Şubat 2020 - 14:28

Yüce Yaradan bizleri yaratırken; 2 sevgi kaynağı, 4 sevgi merkezi ile bina etmiş. Bunları da efendimiz (S.A.V.) aracılığı ile bizlere bildirmiş ve bu sevgileri uygun yerlerde taşımamızı, fıtratlarını değiştirmememizi bizlere bildirmiştir.

Bir gün efendimiz (S.A.V.) Hz. Ali’ye sorar der ki;

Ya Ali Allah’ı seviyor musun? Evet Ya Resûlullah

Peki beni seviyor musun? Evet Ya Resûlullah

Peki eşini seviyor musun? Evet, Ya Resûlullah

Peki, çocuklarını seviyor musun? Evet, Ya Resûlullah

Peki, bunların hepsini bir kalpte nasıl taşıyorsun?

Hz Ali beklemediği bu soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti. “Bunu düşünmem gerek” diyerek oradan ayrılmıştı. Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma düşünceli olduğunu fark ederek sorar.” Nedir bu halin ya Ali? ” der. Eğer bu düşünceliliğin; dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok, bu halin Rahman’ i kaygılardan dolayı ise anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım”

Hz. Ali, efendimizle geçen konuşmayı bir bir Hz. Fatıma’ ya anlatır. Hz. Fatıma durumu öğrenince tebessüm eder. Hz Ali’ ye der ki; ” Ya Ali babama git ve de ki; ” Kişi Allah’ı aklıyla ve ruhuyla sever, Peygamberimizi kalbiyle sever, Eşini nefsiyle sever, Çocuklarını şefkatiyle sever.”

Hz. Ali aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve Efendimizin yanına gelir. Hz. Fatıma’ dan öğrendiklerini Efendimize anlatır. Efendimiz (S.A.V.) cevabını alınca tebessüm eder. Ve der ki; ” Ya Ali bu bana getirdiğin gül, nübüvvet(Peygamberlik) ağacından koparılmıştır.” der. Cevabın kaynağını bildiğini ima eder.

En makbul amel Allah için sevmek, Allah için buğzetmek (öfkelenmek) tir.

Gelelim dünyevi sevgilere;

Günümüz gençleri ve eşleri; sevgilerin çeşidini, kaynağını, merkezini ve konumlarını bilmediği için tüm sevgileri hep kalpte zannedip fıtrata aykırı davranıyorlar. Bir de sevginin yerine koymaya çalıştıkları aşk var ki evlerden ırak. Günümüz evlileri ve gençleri sevgi ile aşkı aynı şey zannediyorlar. Ama kesinlikle değil.

Nefislerin meydana getirdiği anlamsız, yapay bir hiledir aşk. Aşk için;” yatay isteklerin, dikey doğrultusu” denmiştir. Bu bağlamda aşk; nefsanîdir, bence hiç bir değeri yoktur. Bizleri uhrevi sevgilerimizden uzaklaştırır. Aşk aynı zamanda deniz suyu gibidir. İçtikçe susuzluğunuz gidecek zannedersiniz ama hiç gitmez ve kişiyi içten içe zehirler, çünkü nefis doymak bilmez.

Doymayan nefislerimiz sebebi ile olsa gerek, uhrevi sevgilerimizin azalması ve eşler arasında beklentiler oldukça yükseldi. Bu beklentiler; “ben yaptım, sen yapmadın” kavgalarına dönüştü. Mutluluğu, huzuru bozdu ve hep acı getirdi.

Sevginin İmanla Birlikteliği

Aslında sevgisiz bir imandan bahsedilemeyeceği gibi, böyle bir durum da hayal edilemez.

“İnsanlardan bir kısmı Allah’tan başka eşler edinirler ve onları Allah’ı sever gibi severler. Müminler ise en çok Allah’ı severler.” (el-Bakara, 2/165).

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.”  (Tevbe; 24)

ayetleri; imanın kaçınılmaz vasıfları arasında sevginin bulunduğunu göstermektedir. Çünkü mümin olmak, Allah’ı sevmek demektir. Dolayısıyla kul olmanın ayırıcı vasfı Rabbini sevmekten geçerken ulûhiyetin temel vasfının da sevgi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kul Rabbini seven, ulûhiyet de sevilen bir varlık olmakta ve böylece Allah-insan ilişkisi kurulmaktadır.

“İnsana kadınlardan, çocuklardan, altından, gümüşten… gelen zevklere aşırı düşkünlük süslü gösterildi. Bunlar sadece dünya hayatının geçimidir. Asıl varılacak yer ise Allah nezdindedir.” (Âl-i imrân, 3/14)

ayeti yanında Mücadele suresinde de kalbin sevme özelliği bulunduğu, ancak söz konusu sevginin tabii olarak insanın bizzat kendisi ve çevresine yönelik olduğu dile getirilmektedir.

“Ancak Allah size imanı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi. Yine aynı Allah size küfrü, fıskı, isyanı çirkin gösterdi. Doğru yolda olanlar işte bunlardır.” (el-Hucurât, 49/7)

ayeti de insana imanın sevdirildiğini ortaya koymaktadır. İşte iman sahibi olmak demek insanın fıtratındaki bu sevginin gerçek kaynağının Allah olduğunun bilincine varmak ve diğer sevgileri de yok etmeden O’na yönelmek demektir.

Her doğan fıtrat üzere doğar.”

Yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, Allah’a imandır. İnsaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, Allah’a iman içindeki marifetullahtır. İnsan ve cinin en parlak saadeti en tatlı nimeti de bu marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Beşer ruhu için en halis sürur ve insan kalbi için en safî sevinç de bu muhabbetullahtaki ruhanî lezzettir. Yani gerçek hakikat ve saadet marifetullah ve muhabbetullahtadır. Muhabbet ise imanın tabii bir sonucudur ve bu muhabbetin yönü Allah’a karşı olmakla birlikte burada kalmaz tekrar insanın kendisine ve çevresine de yönelir.

Yani insan, imanla insanlık seviyesinde kemale ulaşırken, kendisinde var olan potansiyel sevgi de bu sırada yoluna girer. Çünkü insan kabiliyet ve kapasite olarak bütün dünyayı sevebilecek ve kalbinde tüm dünyanın sevgisini sığdırabilecek şekilde yaratılmıştır. Aslında söz konusu sevgi, Allah’ın Rahman ve Rahîm olması yanında Vedûd isminin de insana yansımasının tabii bir neticesidir.

“Allah’a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Madem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah’ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin.”

Gerek sevgililer günü gerekse de yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür.

Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir.

Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir.

İslâm’ın beş temel amacından biri dîni (Müslümanların hayatında İslâm’ı) korumaktır. İslâm’ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti.

Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları Müslümanlara yasakladı.

Bununla beraber gayri müslimlere benzeme amacı olmadan sevgililer günü, doğum günü ve evlilik günü gibi günlerde kişinin hanımına hediye almasının bir sakıncası olmadığı hatta faydası olduğu aşikârdır.

Sevgili Değil, Sevgi Günü

“Sevgi”linin önemi ve değeri sevgiden kaynaklanıyor, ama sevgiyi yalnızca sevgiliye ait kılmak haksızlık; bütün varlıkların varoluşu ve varlığını devam ettirişi sevgiye bağlıdır.

İslamî düşünceye/irfana göre varlık ile güzellik, iyilik ve sevgi arasında sıkı bir münasebet vardır. Allah mutlak kemaldir, mutlak güzelliktir, O bu güzelliğin bilinmesini istemiş ve bu sebeple varlığı yaratmıştır.

Haramlarda, yasaklarda, Allah rızasına aykırı olan davranışlarda kemal ve cemal (güzellik) yoktur; bu sebeple fıtratı bozulmamış olanlar onlara sevgi duymazlar, aksine nefret duyarlar. Bir erkekle bir kadının beraberlikleri nikâh bağı ile olursa burada güzellik ve kemal vardır, nikâhsız (zina) olursa burada eksiklik ve çirkinlik vardır; çirkin ve eksik olanla sevgiyi bir araya getirmek çelişkidir, fıtrat kaymasının alametidir.

Sevmek- Sevilmek Günah mı?

Gönül ferman dinlemez, insan karşı cinsten birine âşık olabilir, ona karşı sevgi duyabilir, ama bizim kültür ve medeniyetimizde bu bazan yalnızca aşıkın kalbinde ve üstü kapalı ifadelerinde (mesela şiirlerinde) kalır, bazan da karşı tarafla ve bazı sırdaşlarla paylaşılır, ama ilişkiler ilâhî rıza sınırını aşmaz, cemiyete taşmaz, çirkinliklerin alenileşmesine, bir çeşit meşruluk kazanmasına asla meydan verilmez.

Sevgi Allah’tan başlayıp bütün varlıklarda tecellî ederek yine O’na döndüğüne göre bu sevgi her gün, her saat, her an bizimle olmalıdır; ona sembolik olarak yılda bir gün tahsis etmekte de sakınca yoktur; ama anılan, değerli bulunan, değerinin altı çizilen şey “sevgi” olmalıdır; her kemale ve cemale yönelik, hepsini kucaklayan sevgi!

Başka kültürlerin bir kısmında -daha çok da günümüzde- bazen cins farkı bile gözetilmeden insanların birbirine âşık olmaları, bu aşkı açıklamaları ve toplum önünde yaşamaları (çeşitli davranışlarla ızhar etmeleri, açığa vurmaları) meşru sayılmakta, âdet haline gelmiş bulunmaktadır.

Bizim kültürümüze aykırı olan bu davranış bu noktada da kalmamış, aşk ve sevgi adına çirkinlikleri meşrulaştıranlar bunu, aynı zamanda güzelin ve güzel olduğu için sevgiyi de ihtiva edenin yerine koymaya, evlilik ve aile yerine birbirini sevdiklerini söyleyenlerin beraberliklerini ikame etmeye yönelmişlerdir.

Kalplerimiz sevgiyle, yuvalarımız huzurla dolsun…

 

#
KÖŞE YAZARLARI
#

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

  • Çok iyi --> 14
  • İyi --> 14
  • Daha iyi olabilir --> 20
Gönder
Sonuçlar
#
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-
#

Torbalı EGE Bir ÖZÇELİK GRUP Kuruluşudur. Powered BY Torbalı Web Tasarım